Anayasa, kültürel özgürlüğü garanti altına alıyor

31.05.17 07:15 by test (comments: 0)

Almanya’da anayasanın yürürlüğe girdiği 24 Mayıs 1949 tarihinin yıldönümü dolayısıyla, Türk-Alman İş ve Eğitim Derneği öncülüğünde, Mannheim Belediyesi ve Rhein-Neckar Türk İşverenler Derneği ile ortaklaşa “Eğitim, Katılım ve Demokratie – Bugün Anayasa Bize Ne Söylüyor” başlıklı bir etkinlik düzenlendi.

Yaklaşık 150 kişinin katıldığı Musevi Cemiyeti’nde (F3) gerçekleşen etkinliğin açılış konuşmasına, Mannheim Belediye Başkanı Dr. Kurz “Anayasayı tartışmak için hepimizin geçerli bir nedeni var. Çünkü anayasa ortak yaşantımıza dair bir çerçeve sunuyor. Kanımca bu durum şimdiki gibi nadiren tartışılmıştır” diyerek başladı. “Biz kimiz, ne olmak istiyoruz, bizi biz yapan nedir, kültür nedir – belki de Almanya’da yaygın olan kültür nedir” gibi temel soruların yeniden ele alınabileceği halihazırdaki toplumsal söyleme dikkat çeken Kurz sözlerini “ ’yaygın kültür’ tartışmaya açık bir kavram ve bana göre şu anda tanınabilir tek anlaşma yolu anayasaya bakmak” diye sürdürdü.

Etkinlik gecesinde özellikle “adalet, topluma erişim/katılım, topluma aidiyet soruları” ele alındı. Eğitim konusu, tüm bunlar için merkezi bir öneme sahip. Belediye Başkanı Kurz’a göre “bu konuda toplumumuzunda ciddi oranda sosyal eşitsizlikler yaşanıyor. Doğumunuzdan itibaren topluma uyum konusunda çok farklı imkanlara sahip olmak, kabul etmememiz gereken uygunsuz bir durum”.

Ev sahibi olarak yaptığı açılış konuşmasında “kendi fikrini ifade etmek ve fikrini savunmak demokrasinin bir parçasıdır” diyen Mannheim Musevi Cemiyeti Yönetim Kurulu Başkanı Majid Khoslessan sözlerini “Talmud’da yapıcı ve yıkıcı tartışma arasında ayrım yapılır. Bize tavsiye edilen yapıcı biçimde tartışmak ve adil çözümler bulmaktır. Adalet, demokrasinin vazgeçilmez bir parçasıdır” diyerek sürdürdü.

İş göçü, aile birleşimi sonucunda ve mültecilerin gelmesiyle son yıllarda etnik, dini ve kültürel bir çeşitliliğin oluştuğuna vurguda bulunan Türk-Alman İş ve Eğitim Derneği ve Rhein-Neckar Türk İşverenler Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Baklan “Bu çeşitlilik toplumumuz için bir zenginliktir. Anayasa, burada yaşayan herkesin kültürel özgürlüğünü garanti altına almaktadır” dedi. Bazı ülkelerin anayasalarının ele aldığından farklı olarak Almanya’daki anayasanın Alman olmayanların haklarını ve kendini gerçekleştirme olanaklarını garanti altına aldığına değinen Baklan, Almanya’da bu anayasal ilkelerin en başından beri göçmenler için geçerli olmadığını ifade etti. “Çalışmak için gelen ilk kuşak kendi şirketini, kendi işini kuramıyordu”.

1973 yılında Almanya ekonomik krize ve petrol krizine bağlı olarak işçi alımını durdurdu. Bu politikanın sonucunda birçok insan geçimleri konusunda büyük sıkıntılar yaşadı. 80’li yılların ortalarına kadar birinci ve ikinci kuşağın şirket kurma hakkı olmadığına dikkat çeken Baklan, kendi işlerini kurabilmek için yasallık sınırında hareket etmek zorunda kaldıklarını belirtti. “İş yeri açma özgürlüğünün göçmenleri de kapsaması bu ülkede yaşayan herkesi kucaklayan anayasanın gücünü gösteriyor. O zamanki 80.000 ‘misafir işçinin çocukları’ bugün işveren olarak her milletten yaklaşık 400.000 kişiye iş imkanı sunuyor.” Mustafa Baklan konuşmasında eğitimi, “geleceğin anahtarı” olarak nitelendirdi.

Önemli bulgulara yer verdiği “Eğitim Bağlamında Göçmenlerin Takdir Edilmeyen Potansiyelleri” başlıklı sunumunda Prof. Dr. Hacı-Halil Uslucan üstün yeteneklilere her kültürde aynı sıklıkta rastlandığı ifade etti. Uslucan, buna rağmen göç geçmişine sahip çocukların ve gençlerin üstün yeteneklileri destekleyen programlarda yeteri kadar yer almadıklarını ve okulda diğerlerine göre daha az başarı gösterdiklerini belirtti. Psikolog Uslucan’a göre üstün yeteneklilik sadece zeka katsayısıyla ilgili bir durum değil. “Burada Batı Avrupa’da kültürel olarak olağandışı olarak tanımlanan sınırlı bir bakıştan bahsediyoruz. Örneğin dille içiçe geçmiş veya buralı kültüre odaklı testlerde göç geçmişine sahip çocuklar becerilerini gösteremiyorlar.” Araştırmacıya göre göç söyleminde bir perspektif değişikliğine ihtiyaç var. “Göç geçmişine sahip çocukların neler yapamadıklarına dayanan başarısızlık odaklı bu perspektif yerine neler yapabileceklerini görmemiz gerekiyor. Mesela iki dilli bir çocuğun dil hazinesi iki dile yayılmış olabilir. Siz sadece bir dili test ettiğinizde, çocuğun potansiyelini ortaya koyamıyorsunuz”.

Duisburg-Essen Üniversitesi bünyesindeki Türkiye Çalışmaları ve Entegrasyon Araştırmaları Merkezi'nin yöneticisi olan Uslucan’ın sunumunu takiben etkinliğe katılanlarla hareketli bir soru-cevap turu gerçekleştirildi. Tartışma bölümünü parlamento üyesi ve Hochschule der Wirtschaft für Management’da uyum ve çeşitlilik konularında dersler veren Prof. Dr. Lars Castellucci yönetti. Etkinliğin sonunda yeralan “Get Together”da katılımcılar bireysel sorularını yönelttiler.

 

Etkinlikle ilgili basında yeralan haberler

Hürriyet, 27-28.05. 2017, Halil Hoşsöz

Go back